top of page

Kültür, Kimlik ve Benlik: Yanımızda Neleri Taşıyoruz?

Writer: Banu Oztekin Kaya
Banu Oztekin Kaya
Sep 10
3 min read

Kültür sizin için ne ifade ediyor?


İlk bakışta oldukça basit bir soru gibi geliyor. Ancak üzerinde düşünmeye başladığımızda, kültürün aslında tanımlaması hiç de kolay olmayan bir kavram olduğunu fark edebiliyoruz.

Kültür; içinde büyüdüğümüz gelenekler, değerler ve beklentiler mi? Ailemizin bizi yetiştirme biçimi, ait olduğumuz çevre, konuştuğumuz dil, yediğimiz yemekler ya da nasıl davranmamız gerektiğine dair farkında bile olmadan öğrendiğimiz kurallar mı?

Yoksa kültür aynı zamanda daha kişisel ve değişken bir şey mi? Biz büyüdükçe, farklı yerlere gittikçe, farklı insanlarla tanıştıkça ve kendi kimliğimizi oluşturdukça bizimle birlikte dönüşen bir şey...

Yakın zamanda katıldığım kültür, kimlik ve benlik üzerine bir workshop sırasında kendi kültürümü İngilizce tek bir kelimeyle tanımlamam istendi.

Aklıma ilk gelen kelime şuydu:

Welcoming. (Hoş karşılamak anlamında)


“Welcoming” benim için ne ifade ediyor?


Türkiye'de, Türk kültürünün içinde büyüdüm. Bugün geriye dönüp yetiştiğim ortamdan yanıma neleri aldığımı düşündüğümde, welcoming kelimesinin benim için özel bir anlam taşıdığını fark ediyorum.

Bunun Türkçedeki karşılığını yalnızca “misafirperver” olarak düşünmüyorum.

Benim için welcoming, insanlara oldukları kişi olabilmeleri için alan açmak demek.

Birinin bizden farklı olmasının, aramızda bir engel oluşturmak zorunda olmadığını kabul etmek demek. İnsanlar farklı kültürlerden, dinlerden, etnik kökenlerden, ailelerden ve yaşam deneyimlerinden gelebilirler. Farklı düşünebilir, farklı iletişim kurabilir, sevebilir, yas tutabilir ya da dünyayı bizden bambaşka bir şekilde deneyimleyebilirler.

Benim için welcoming olmak, tüm bu farklılıkların arkasındaki insanı merak etmeye ve anlamaya açık kalabilmek demek.

Elbette hiçbir kültürü tek bir özellik ile tanımlamak mümkün değil. Benim Türkiye'de büyüme deneyimim de yalnızca bana ait. Ancak yetiştiğim çevreyi ve oradan bugüne taşımayı seçtiğim değerleri düşündüğümde, bu açıklık ve kabul duygusu benim için en kıymetli olanlardan biri.

Ve zaman içinde kültürümün bir parçası olmanın ötesine geçerek benim bir parçam haline geldiğini düşünüyorum.


Kültür kimliğimizin bir parçası olduğunda


Bu düşünce beni kültür ile kimlik arasındaki ilişkiyi sorgulamaya götürdü.

Belki de kültür yalnızca sahip olduğumuz bir şey değildir.

Bazı parçalarını miras alırız. Bazılarını sorgularız. Bazılarını geride bırakırız. Bazılarını ise yeniden yorumlayarak kendimize göre şekillendiririz.

Bazen de, özellikle büyüdüğümüz yerden uzaklaştığımızda, kendi kültürümüzün daha önce hiç fark etmediğimiz yönlerini görmeye başlarız.

Başka bir ülkede yaşamak benim için bunu daha görünür hale getirdi.

Bir göçmen olarak bazen bir anda “yabancı” olduğunuzun farkına vardığınız anlar olabiliyor. Kimse bunu doğrudan söylemeyebilir. Bazen bir etkileşimde, bir varsayımda, bir tepkide ya da karşınızdaki kişinin sizi geldiğiniz yer üzerinden anlamlandırdığını hissettiğiniz küçük bir anda ortaya çıkabiliyor.

Bu anlar çok küçük olsa bile, onları fark etmek zaman zaman incitici olabiliyor.

Ancak iki kültür arasında yaşamak başka bir bakış açısı da kazandırıyor.

İnsana şu soruyu sorma fırsatı veriyor:

Büyüdüğüm kültürden hangi parçaları yanımda taşımaya devam etmek istiyorum?

Benim için welcoming bunlardan biri.



Kültür yalnızca nereden geldiğimiz değildir


Üzerinde düşündükçe, kültürün yalnızca çocukluğumuzda bize verilmiş ve orada kalmış bir şey olmadığını düşünüyorum.

Kültür bizimle birlikte değişmeye devam ediyor.

Doğduğumuz kültür bizi etkiliyor. Ama göç, ilişkilerimiz, eğitimimiz, işimiz, ebeveynlik, kayıplarımız, aidiyet duygumuz, dışlanma deneyimlerimiz ve hayat boyunca karşılaştığımız topluluklar da bizi şekillendiriyor.

İçimizde birden fazla kültürü aynı anda taşıyabiliyoruz.

Bazen kişisel değerlerimiz yetiştiğimiz kültürün bazı yönleriyle örtüşüyor. Bazen ise bize öğretilenlerden farklı bir yolu bilinçli olarak seçiyoruz.

Belki de kimliğimiz tam olarak burada oluşuyor:

Bize miras kalanlarla, yanımızda taşımayı seçtiklerimiz arasındaki yerde.


Kültürel farkındalığı terapi odasına taşımak


Bir terapist olarak bu düşünceler beni, terapi odasında başka bir insanı gerçekten karşılamanın ne anlama geldiğini de düşünmeye yöneltti.

Her danışan odaya kendi dünyasıyla geliyor.

Kültürü, ailesi, göç deneyimi, dini, etnik kökeni, cinsiyeti, ilişkileri, içinde yaşadığı toplumun beklentileri, dili, aidiyetleri ve kimliğinin daha pek çok parçası yaşam deneyimini şekillendirmiş olabilir.

Başka bir insanın bunlardan herhangi birini benimle aynı şekilde deneyimlediğini varsayamam.

Bu nedenle benim için kültürel farkındalığa sahip bir terapi yaklaşımı, her kültür hakkında her şeyi bilmek anlamına gelmiyor. Zaten bu mümkün de değil.

Dinlemeye istekli olmak demek.

Merak etmeye devam etmek.

Kendi varsayımlarımın farkında olmak.

Ve karşımızdaki kişinin anlaşılabilmek için kendisine ait önemli parçaları kapının dışında bırakmak zorunda hissetmediği bir alan yaratabilmek...

Belki de bütün bunlar beni başladığım kelimeye geri getiriyor:

Welcoming.

Artık bu kelimeyi yalnızca büyüdüğüm kültürle ilişkilendirdiğim bir özellik olarak değil, hem kişisel hem de profesyonel hayatımda bilinçli olarak yanımda taşımayı seçtiğim bir değer olarak görüyorum.

Çünkü kültür nereden başladığımızı şekillendirebilir.

Ama hayat boyunca yanımızda neleri taşımaya devam edeceğimizi seçme şansımız da var.

Peki size kendi içinizde taşıdığınız kültürü tek bir kelimeyle anlatmanız söylenseydi, sizin kelimeniz ne olurdu?

bottom of page