Neden Eylül Yeni Bir Başlangıç Gibi Hissettirir?

Eylül bana her zaman yeni başlangıçları hatırlatır. Hatta çoğu zaman ocak ayından bile daha fazla.
Belki yazın bitmesiyle ilgilidir. Yaz aylarında rutinler biraz gevşer; tatiller, uzun günler ve günlük hayatın dışına çıkılan küçük molalar devreye girer. Eylül geldiğindeyse hayat yeniden bir düzene oturmaya başlar. Okullar açılır, işler hızlanır, takvimler yeniden dolmaya başlar.
Çocukluğumuzdan beri okul yılının eylülde başlamasına alışmış olmamızın da bunda payı olabilir. Yeni sınıflar, yeni defterler, yeni öğretmenler… Ben bugün hâlâ bir okulda çalıştığım için bu döngüyü doğrudan yaşamaya devam ediyorum. Fakat başka sektörlerde çalışırken de eylülün bende benzer bir his uyandırdığını hatırlıyorum.
Sanki yıl henüz bitmeden önümüzde son bir başlangıç fırsatı varmış gibi…
“Yeni yıla daha birkaç ay var. Şimdi durup kararlarını gözden geçirirsen bazı şeyleri değiştirmek için hâlâ zamanın var.”
Ocak kararları neden her zaman işlemiyor?
Yıllar boyunca ben de yeni yıl kararları aldım. Yazdım, çizdim, hedefler belirledim; hatta koçluk eğitimleri aldım. Fakat insanın başkasına yol göstermesi, kendi hayatında aynı adımları atmasından bazen çok daha kolay olabiliyor.
Ocak ayında belirlediğimiz hedefler çoğu zaman büyük ve iddialı oluyor. Yeni yılın gelişiyle birlikte hayatımızın da bir anda değişmesini bekleyebiliyoruz. Oysa takvim değişse bile biz aynı ihtiyaçlar, alışkanlıklar ve sorumluluklarla hayatımıza devam ediyoruz.
Belki de eylülün farkı burada. Eylül bize tamamen yeni bir hayat vadetmiyor; daha çok günlük hayatımıza geri dönme ve düzenimizi yeniden değerlendirme fırsatı sunuyor.
Fakat kendimizle ilgili değerlendirmeler yapmak için gerçekten eylülü ya da ocağı beklememiz gerekiyor mu?
Kendimizle düzenli olarak görüşsek nasıl olurdu?
Şirketlerde belirli aralıklarla değerlendirme toplantıları yapılır. Nelerin iyi gittiğine, nerelerde zorlanıldığına ve bir sonraki dönemde nelere öncelik verilmesi gerektiğine bakılır.
Belki kendi hayatımız için de benzer bir yaklaşım geliştirebiliriz.
Üç ayda bir kendimizle küçük bir değerlendirme yapmak nasıl olurdu?
Son dönemde bana neler iyi geldi?
Neler beni yordu veya zorladı?
Neye daha fazla yer açmak istiyorum?
Neyi azaltabilir ya da tamamen bırakabilirim?
Sağlığım, ilişkilerim ve iş hayatımda neye ihtiyacım var?
Önümüzdeki üç ay için gerçekçi olan bir veya iki hedefim ne olabilir?
Bu soruların cevaplarını yalnızca düşünmek yerine yazmak, niyetlerimizi daha görünür hâle getirebilir. Çünkü bazen zihnimizde dolaşan bir düşünce, kâğıda döküldüğünde daha somut ve ulaşılabilir görünür.
Bu değerlendirmelerin yalnız yapılması da şart değil. Bir eşimiz veya çocuğumuz varsa zaman zaman birlikte oturup aile hayatını konuşabiliriz. Ev ekonomisi, yaklaşan tatiller, birlikte geçirmek istediğimiz zamanlar veya gelecek yılın planları üzerine düşünmek aile içinde ortak bir yön duygusu yaratabilir.
Planlama bir kültür meselesi olabilir mi?
İngiltere’ye ilk geldiğimde insanların hayatlarını ne kadar önceden planladıklarını görmek bana zaman zaman yorucu geliyordu. Takvimler aylar öncesinden dolduruluyor, tatiller ve etkinlikler erkenden ayarlanıyor, hatta bir sonraki yılın planları konuşuluyordu.
Benim büyüdüğüm kültürdeyse “Zamanı gelince bakarız” veya “Yarına kim öle, kim kala” gibi düşüncelerle daha sık karşılaştım. Elbette bunlar herkes için geçerli değil. Yine de belirsizliğin fazla olduğu toplumlarda uzun vadeli plan yapmanın daha zor veya daha anlamsız hissedilebildiğini düşünüyorum.
İngiltere’de yaşamak benim bu konudaki alışkanlıklarımı değiştirdi. Yine de içimde zaman zaman, “Daha çok erken, şimdiden plan yapılır mı?” diyen eski bir ses duyabiliyorum.
Belki göç etmenin dönüştürücü yanlarından biri de bu: İki kültürün alışkanlıklarını yan yana görüp hangilerini hayatımıza almak istediğimizi yeniden seçebilmek.
Plan yapmak, hayatın her ayrıntısını kontrol etmek anlamına gelmiyor. Geleceğin belirsiz olduğunu bilerek, bizim için önemli olan şeylere yer açmak anlamına gelebiliyor.
Gitmek istediğimiz bir tiyatro için önceden bilet almak, ailece geçirilecek bir günü takvime koymak, sağlığımızla ilgili ertelediğimiz bir adımı planlamak ya da iş hayatımızda ulaşmak istediğimiz küçük bir hedef belirlemek…
Bunların hiçbiri hayatı kusursuz hâle getirmez. Fakat gerçekleştirdiğimizde dönüp, “Bunu yapmak istemiştim, bunun için adım attım ve yaptım,” diyebilmenin verdiği bir tatmin vardır.
Takvimdeki tarihten önce kendimize dönmek
Belki eylül gerçekten yeni başlangıçların ayıdır. Belki de yalnızca bize durup hayatımıza yeniden bakmamız gerektiğini hatırlatan sembolik bir eşiktir.
Ama kendimize dönmek için belirli bir ayı beklemek zorunda değiliz.
Zaman zaman durabilir, hayatımızın nasıl gittiğine bakabilir ve kendimize şunları sorabiliriz:
“Şu anki hayatımda bana iyi gelen ne var? Artık bana hizmet etmeyen neyi taşımaya devam ediyorum? Önümdeki dönemde neye biraz daha özen göstermek istiyorum?”
Her değerlendirme büyük kararlarla sonuçlanmak zorunda değil. Bazen tek ihtiyacımız küçük, gerçekçi ve bize ait bir sonraki adımdır.
Belki yeni başlangıçlar takvimde değil, kendimize bu soruları sormaya cesaret ettiğimiz anda başlıyordur.

